cemal's profileSiLaH VaR,VuRuŞMaYa.NeFe...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    July 27

    ŞİİRLERİM..!Cemal YURTKORU

     
                                                                                                                                           
     
     
     
    ECE..!!!
     
     
     
    Munzur'a düştü karanlık Gece..
    Düştü efkarlı dilimden iki Hece..
    Hatırladınmı bu Devrimciyi ECE..!
     
     
    BANA GELİNCE..!
    Lekeli,İnce ipekli siyah ''CHE GUEVARA'' çeketli..
    Jandarmaya sorarsan,Terörist
    Polise sorarsan,Direnişci
    Devlete sorarsan,Vatan haini
    Halkına sorarsan.Devrimci
    Savcıya,Hakime sorarsan,''Bırak ece sorma,ASARLAR ŞİMDİ BİZİ''
    Kod adı:KARA POŞULU
    İsmi Cemal'mi?neydi..
    Hatırlaya bildinmi bu Devrimciyi..!
     
     
    SANA GELİNCE ECE..!
    Özgürce,sınır tanımayan,düşüncem..
    Yaşayan ecelim..
    Güneşim,Ay'ım..
    Efkarım,Hazin'im..
    Köksüz açan çiçeğim..
    Dağlarım,Dağ yollarım..
    Munzurum..
    Törem..
    Hücrem..
    Halkım..
    Vatanım..
    Alevi'm..
    Kürt'üm..
    Türk'üm..
    ''DEVRİMCİ''YOLDAŞIM..!!!!
     
                                           (Gözleri kızılyıldız olan DEVRİMCİ)
      
                                                            ''ECE''ye
    Cemal YURTKORU
    (22-temmuz-2007-cuma)
               (12:52)
     
     
     
     
                                                                                                                                          
     
     
    SELAM EDERİM DOSTLARIMA BAŞ EYİP,EL BAĞLAMAYIN..!!!
     
     
     

    DOSTUM ELÇİN'E..!

     

    DOSTUM BENİM..!
    Sen dağda doğan güneş,ben kuru yaprak..
    ELÇİN BENİM İÇİN..!
    Bir gülün açılması..
    Gecede bir bozkır kalmışlığım..
    Bakışları ağırlayan seslerim..
    En çocuk yanlışlığım..
    Kör karanlıktaki aydınlığım..Gülüşüne yandığım..
    Arasıra darılsada,benim sadece tek gerçek dostum..

    DOSTUM..!
    Yalnız türkü çalan,eski bir radyo gibisin..
    Son bozukluklarımla aldığım''DEVRİM''gazetesi gibisin..
    Ateşim çıktığında,Annemin başıma koyduğu,
    Nemli mendil gibisin..
    Mermisi tükenmiş,Mavzerim gibisin..

    DOSTUM BENİM..!
    Derinlikleri sır ötesi sır..
    Hep kalbini kıranlar,yüreğini yakanlar..
    Kanından saydığı,Kanına dokunanlar..

    Okyanusun ortasına atılmış bir kiprik çöpü olsakta.
    YANGIN ÇIKARACAĞIZ.DOSTUM İNAN BUNA..!
     
                      
                                            (Gözleri,Bozkır töresi olan DOST)
                                                              ELÇİN'e
     
    Cemal YURTKORU

    July 11

    EN SEVDİĞİM TÜRKÜLER (mutlaka dinleyin.)

     
    ALİ ASKER
     
    EYLEM GÜZELİM
     
     
    GRUP YORUM
     
    (GACAK GÜNEŞ)
     
     
     
    June 28

    GRUP YORUM

    GRUP YORUM-CEMO   (en sevdiğim türkü)
     
    GRUP YORUM-İNSANLARIN İÇİNDEYİM
     
    GRUP YORUM-ÇAV BELLA
     
    June 02

    1 MAYIS (öc alma günümüz)

    İSTANBUL
     
     
    BİZİM EYLEM
     
     
     
    İZMİR TARLABAŞINDAYDIK..!
     
     
     
    June 01

    TEK YOL DEVRİM..!

     
     
     
     
     
     MAHİRRİN TÜRKÜSÜ
     
    YOLDAŞLARIM İŞKENCEDE,ÖFKE YÜREĞİMİ DAĞLAR..!
     
     
     DENİZ-YUSUF-HÜSEYİN
    İDAM CEZASI
     
     
    GRUP YORUM
    ÖZLEM
     
    May 30

    AĞLATAN TÜRKÜLERİ İLE MUSA EROGLU

     
    MUSA BABAMIZ
    Emir dağı
     
     
     MUSA EROGLU
    Sele verdim
     
     
    MUSA BABAMIZ
    AVCI CEMALİN TÜRKÜ
     

    AY DOST DEYİNCE YERİ GÖYÜ İNLETEN NEŞET ERTAŞ

     
    NEŞET BABAA
    bir ayrılık,Bir yoksulluk,Biride ölüm
     
    NEŞET ERTAŞ
     AH YALAN DÜNYAAA AHHH
     
     
    NEŞET ERTAŞ
    Ahirim sensin..!
     
    April 22

    DEVRİMCİ ŞİİRLERİ

     
     
     
    UNUTMA BİZİ


    Hayın tuzaklarda kan uykularda
    Vurulduk ey halkım unutma bizi!
    İşkenceler için tahta çarmıha
    Gerildik ey halkım unutma bizi!

    Zulüm sığmaz iken köye şehire
    Bize mezar oldu kan Kızıldere
    Yavuklu yerine çıplak mavzere
    Sarıldık ey halkım unutma bizi!

    Her seher vaktinde tan atışında
    Kızıl güller açtı dağlar başında

    Faşist namluların her kurşununda
    Dirildik ey halkım unutma bizi!


     

    KAVGA SESLERİ GELİYOR


    Kavga sesleri geliyor
    Köylerden ve şehirlerden
    Sosyalizm ilerliyor
    Bugün esir yarın her şey hey hey
    Bugün esir yarın herşey

    Adımlar sarsıyor yeri

     
    Biz Sosyalist Türkiye'yi
    Bugün esir yarın herşey hey hey
    Bugün esir yarın herşey

    Bayrağımızdaki şiar
    Traktör, toprak köylünündür
    Fabrikalar işçilerindir
    Bugün esir yarın herşey hey hey

    Aydınlar ve köylüler
    Rehberimiz işçilerdir
    TKP'de dolsun saflar
    Bugün esir yarın herşey hey hey
    Bugün esir yarın herşey
    DAĞDAN GELEN ÖLÜ BİZİM


    Tokat Niksat ellerinde, köyden gelen ölü bizim
    Silahı ellerinde dağdan gelen ölü bizim
    Ömer Ayna, Mahir Çayan
    Kan içinde Kazım Sinan
    Uyan artık köylüm uyan
    Köyden gelen ölü bizim

    Cihan Tekin, Nihat Yılmaz
    Kardaş düzen böyle kalmaz
    Ölmeyince yurt kurtulmaz,
    Ölmeyince devrim olmaz
    Dağdan gelen ölü bizim

    Kızıldere, Kızıldere
    Açtığın kapanmaz yara
    Öküzlere vura vura
    Dağdan gelen ölü bizim
    İşçi köylü yürü haktan
    Devrimin ordusu halktan
    Düşman ölüsü uzaktan
    Dağdan gelen ölü bizim

    Çuhan yoktur geydin aba
    Ölüyü taşır araba
    İşçi köylü ırgat baba
    Köyden gelen ölü bizim

    İki İngiliz bir Kanada
    Onlar yandı orada
    Şah Turnayım dünya sana
    Dağdan gelen ölü bizim.



    EGE DENİZİ KARARINCA


    Ege denizi kararınca
    Dağlar uykuya dalar
    Yine sessiz ovalarda
    İsyan ateşi yanar

    Kızıl yıldız parlayacak
    Emekçinin kalbinde
    Kazma kürek patlayacak
    Faşistlerin beyninde

    Tarlalardan çıkanlarla
    Fabrikadan çıkanlar
    Yemin ettik biz devrimciler
    Faşizmi yıkmaya

    Varlığımız feda olsun
    Bu uğurda savaşa
    Yemin ettik biz emekçiler
    Sosyalizmi kurmaya


    DEV-GENÇ MARŞI


    Hey Dev-Genç’li, Hey Dev-Genç’li
    Savaş vakti yaklaştı
    Al silahı vur beline
    Emperyalizme karşı

    Deniz Gezmiş, Mahir Çayan
    Devrim için öldüler
    Devrimciler ölür ama
    Devrimler durmaz sürer


     

    DEVRİM MARŞI


    Türkiye dağlarında çiçekler açar
    Devrimci halk ordusu ateşler saçar

    Devrimci demek inanmış demek
    Kendini halkına adamış demek

    Filistin’de döğüşen de
    Nurhak’da döğüşen de kardaşımızdır
    Yeni Vietnamlardır şiarımız

    Dünya halkları kavgaya girer
    Emperyalizm kağıttan kaplandır.



    GÜNDOĞDU


    Gün doğdu hep uyandık
    Siperlere dayandık
    Bağımsızlık uğruna da
    Al kanlara boyandık

    Yolumuz devrim yolu
    Gelin kardaşlar gelin
    Yurdumuza yanki doldu
    Vurun kardaşlar vurun

    İşçi-köylü hep hazırız
    Faşist düzene karşı
    Halk savaşı vereceğiz
    Emperyalizme karşı

                                        ŞİİRLERİ BULAN:AVCICEMAL

    RUS VE ÇİN DEVRİMİ


                                                                               ÇİN VE RUS DEVRİMİ

    Temmuz 1940

    Rus Devrim Tarihi’nin Çince yayınlanacağını öğrendiğim gün, benim için bir bayram günüydü. Şimdi çeviri çalışmasının hızının arttırıldığı ve ilk cildin gelecek yıl çıkacağı haberini aldım.

    Kitabın Çinli okuyucular için yararlı olacağına dair sağlam umudumu ifade etmeme izin verin. Çalışmamın kusurları ne olursa olsun, bir şeyi güvenle söyleyebilirim: Olgular burada büyük bir özenle, yani orijinal kaynaklarıyla doğrulama temelinde sergilenmiştir; ve nasıl olursa olsun, şu ya da bu önyargılı teori veya daha da kötüsü şu ya da bu kişisel şöhret namına değiştirilen veya çarpıtılan bir tek olgu bile yoktur.

    Aralarında Çin’in de bulunduğu tüm ülkelerde, şimdiki genç kuşağın talihsizliği, Marksizm etiketi altında muazzam bir tarihsel, teorik ve daha başka her türden tahrifatlar fabrikası yaratılmış olmasıdır. Bu fabrika “Komünist Enternasyonal” adını taşımaktadır. Totaliter rejim, yani yaşamın her alanında bürokratik hakimiyet, egemenliğini kaçınılmaz olarak geçmiş üzerine yaymaya çalışmaktadır. Tarih, egemen totaliter klik tarafından ihtiyaç duyulan her türlü kurgu için hammaddeye dönüşmüştür. Ekim Devrimi ve Bolşevik Parti tarihi de bu kaderden nasibini almıştır. Tahrifat ve dalaverenin en son ve en mükemmel belgesi, Stalin’in kişisel yönetimi altında yayınlanan Sovyetler Birliği Komünist Partisi Tarihi’dir. Ben tüm bir insanlık kütüphanesinde, tek bir adamı, yani Stalin’i yüceltmek için olgu ve belgelerin –ve üstelik herkesin bildiği olgular– namussuzca değiştirildiği, bozulduğu ya da olayların ilerleyişi içinden tümüyle çıkarıldığı bir başka kitap daha bilmiyorum ve bilen birisinin olması da zayıf bir olasılık.

    Bu kaba ve beceriksiz tahrifat, tahrifatçıların elindeki sınırsız mali kaynaklar sayesinde tüm uygar dillere çevrilmiş ve on milyonlarca kopyası zorla dolaşıma sokulmuştur.

    Bizim elimizin altında ne böyle mali kaynaklar var, ne de böyle devasa bir aygıt. Fakat daha büyük şeylere sahibiz: tarihsel gerçeklik ve doğru bir bilimsel yöntem kaygısı. Bir tahrifat son derece güçlü bir devlet aygıtı tarafından imal edilse bile, zamanın sınavına karşı koyamaz ve sonunda içsel çelişkileri nedeniyle patlar. Tersine, bilimsel yöntem vasıtasıyla kurulan tarihsel gerçekliğin ise, kendi içsel inandırıcılığı vardır ve uzun vadede zihinlerde hakimiyetini kurar. Devrim tarihini yeniden değerlendirme, yani yeniden yazma ve değiştirme –daha doğrusu tahrif etme– ihtiyacı, bürokrasinin kendisini Bolşevik Partiye bağlayan göbek bağını kesmek zorunda olduğunu keşfetmesinden kaynaklanmaktadır. Devrim tarihini yeniden yazmak, yani tahrif etmek, devrimi gaspeden ve Bolşevizm geleneğini kısa kesmek zorunda olduğunu keşfeden bürokrasi için ivedi bir zorunluluktu.

    Bolşevizmin özü, proletaryanın, Ekimde iktidarı tek başına ele geçirmesine yol açacak olan sınıf politikasıydı. Tüm tarihi boyunca, Bolşevizm burjuvaziyle işbirliği politikasına uzlaşmaz bir biçimde karşı çıktı. Bolşevizm ile Menşevizm arasındaki temel zıtlık tamamen bundan ibaretti. Üstüne üstlük Bolşevizmin ve Menşevizmin yükselişinden önceki dönemde işçi hareketi içindeki mücadele, son tahlilde bu merkezi sorun, merkezi alternatif etrafında döndü: burjuvaziyle işbirliği ya da uzlaşmaz sınıf mücadelesi. “Halk Cephesi” politikası, ağırbaşlı ve aslında şarlatanca adını bir tarafa bırakırsak, zerre kadar bir yenilik içermemektedir. Bu pratik, Komintern’in dilinde ister koalisyon veya Sol Blok (Fransa’daki gibi) isterse “Halk Cephesi” adını taşısın, tüm durumlarda söz konusu sorun, proletaryanın sömürücülerin sol kanadına tâbi kılınmasıyla ilgilidir.

    “Halk Cephesi” politikası burjuvazinin emperyalist çürüme çağında başvurulduğu için özellikle ölümcül bir meyve verdi. Stalin, Menşeviklerin 1917 devriminde gerçekleştirmeyi denedikleri politikayı amacına ulaştırmayı Çin devriminde başardı. Aynı şey İspanya’da da tekrarlandı. İki büyük devrim de, liderliğin yöntemlerinin, Stalinizmin, yani Menşevizmin en ölümcül biçiminin yöntemleri olması yüzünden felâkete uğradı.

    Beş yıl boyunca, “Halk Cephesi” politikası proletaryayı burjuvaziye tâbi kılarak, savaşa karşı sınıf mücadelesini olanaksız kıldı. Eğer Komintern liderliği tarafından koşullandırılan Çin devriminin bozgunu, Japon işgali için gerekli koşulları hazırladıysa, İspanyol devriminin bozgunu ve Fransa’da “Halk Cephesi”nin aşağılık teslimiyeti de Hitler’in saldırısı ve eşi görülmemiş askeri başarıları için gerekli koşulları hazırladı.

    Hitler’in zaferleri gibi, Japonya’nın zaferleri de tarihin son sözü değildir. Günümüzde de savaş devrimin anası olmaya devam etmektedir. Devrim, ileri ülkelerde olduğu gibi geri ülkelerde de insanlık tarihinin tüm sorunlarını bir kez daha ortaya çıkaracak ve yeniden ele alacaktır ve ileri ve geri ülkeler arasındaki büyük farkın üstesinden gelmek için bir başlangıç yapacaktır.

    Reformistler, oportünistler, görenekçiler [routinistler –ç.n.], olayların akışıyla karşı tarafa savrulacaklardır. Yalnızca devrimciler, geçmişin deneyimiyle zenginleşip tavlanmış devrimciler, büyük olayların düzeyine yükselebilirler. Çin halkının kaderi, insanlığın gelecekteki kaderinde ilk yeri işgal etmektedir. İleri Çinli devrimciler, 1925-27 devriminin mahvolmasına yol açan yanlışlardan, gelecekteki ölümcül yanlışlardan kaçınmalarına yardım edecek olan sınıf politikalarının belli temel kurallarını bu tarihten özümlerlerse mutlu olurum.



    [187] Bu makale, Troçki'nin Rus Devrim Tarihi adlı eserinin Çince baskısına önsöz niyetiyle yazıldı. Temmuz 1940'ta yazılmaya başlandı ve Troçki'nin 20 Ağustos 1940'ta Stalin'in ajanı tarafından öldürülmesiyle yarım kaldı.

    CHE GUEVARA


                        CHE GUEVARA'NIN HAYATI VE YAŞADIKLARI

     

    Ernesto Che Guevara 14 Haziran 1928 'de doğmuştur. Doğum yeri, Arjantin'in Rosario şehridir.

    Che henüz iki yaşında iken ilk astım krizine yakalandı.Sierra Maestra'da Batista ordularına karşı savaşırken Che'ye zorlu dakikalar yaşatan bu hastalık,Bolivya ormanlarında Barrientos'un askerleri tarafından vuruluncaya kadar yakasını bırakmadı.

    Yüksek mühendis olan babası Ernesto Guevara Lynch, İrlanda asıllı bir aileden, annesi Clia dela Sena ise İrlandalı-İspanyol karışımı bir aileden geliyordu.Che üç yaşında iken ailesi Buenos Aires'e yerleşti. Daha sonraları astım krizlerinden dolayı Che'nin durumu dahada kötüleşti. Doktorlar tedavisinin çok güç olduğunu, mutlaka iklim değiştirmesi gerektiğini söylediler. Böylece Guevara ailesi yeniden göç etti.Cordoba'ya yerleştiler.



    Guevara ailesi tipik bir burjuva ailesi idi. Politik eğilimleri itibarıyla da sola açık liberal olarak tanınırlardı. İspanya iç savaşında açıkça cumhuriyetçileri desteklemişlerdi. Zamanla maddi durumları bozuldu. Che, eğitim bakanlığına bağlı Dean Funes lisesine başladı. Okulda İngilizce eğitim yapılırken, annesinden de fransızca öğreniyordu. Daha ondört yaşındayken Freud'un kitaplarını okumaya başlayan Che, fransızca şiirlere bayılırdı. Baudelaire'e karşı büyük bir tutkusu vardı. Onaltı yaşında ise Neruda'ya hayran olmuştu.

    Guevara ailesi,1944 yılında Buenos Aieres'e göçtü. Durumları iyiden iyiye bozulmuştu. Che, biryandan öğrenimine devam ederken bir yandan da çalışıyordu.Tıp fakültesine yazıldı. Fakültedeki ilkyıllarında Arjantin'in kuzey ve batı bölgelerini baştan başa dolaşmış, buralardaki orman köylerinde cüzzam ve tropikal hastalıklar üzerinde çalışmalar yapmıştı.




    Son sınıfta iken Che, arkadaşı Alberto Granadas ile bütün Latin Amerika'yı içine alan bir motosiklet turuna çıktı. Bu tur ona, Latin Amerika'nın sömürülen köylülerini yakından tanıma fırsatı verdi. Che, 1953 yılının Mart ayında üniversiteyi bitirmiş doktor olmuştu. Venezuella'daki cüzzam kolonisinde çalışmak üzere anlaşmıştı. Buraya gitmek için çıktığı yolculuğu sırasında Peru'ya da uğradı. Orada yerliler hakkında daha önce yayınlanmış bir incelemesi yüzünden tutuklanarak cezaevine gönderildi. Hapisten çıktıktan sonra Ekvator'da bir kaç gün kaldı. Burada Ricardo Rojo adında bir avukatla tanışması hayatının dönüm noktası oldu. Che, Venezulla'ya gitmekten vazgeçip, Ricardo Rojo ile birlikte Guetamala'ya gitti. Devrimci Arbenz Hükümeti sağcı bir darbe ile devrilince Arjantin büyük elçiliğine sığındı. İlk fırsatta ihtilalcilerin safına katıldı. Faaliyetlerinden dolayı elçilik binasından çıkartıldı. Guetamala'da kalması tehlikeli bir durum alınca Meksika'ya gitti. Ernesto, Guatemala'da bir çok Kübalı sürgün ve Fidel Castro'nun kardeşi Raul ile karşılaşmıştı. Meksika'ya geçtiğinde ise Fidel Castro ve arkadaşları ile tanışarak Küba devrimcileri safında yer aldı. Daha sonra Granma gemisiyle Küba'ya hareket etti ve savaşın sonuna kadar en ön safhada yer aldı.Devrim sonrasında Binbaşı Ernesto Che Guevara Havana'nın la Cabana Kalesi'nin komutanlığına getirildi.1959 yılında Küba vatandaşı ilan edildi . Bir süre sonra silah arkadaşı Aleida March ile evlendi. 7 Ekim 1959'da Milli Tarım Reformu Enstitüsü başkanlığına atandı. 26 Kasım'da da Küba Milli Bankası başkanlığına getirildi. Böylece Che ülkenin mali işlerini yüklenmiş oluyordu. 23 Şubat 1961'de Küba Devrim Hükümeti bir sanayi bakanlığı kurarak Che'yi bunun başına getirdi. Ancak Playa Giran çatışması sırasında, tekrar kale komutanlığı görevine getirildi. Daha sonra az gelişmiş ülkelere çeşitli seyahatlar yapan Che, sömürülen halkları ve emperyalistleri daha yakından tanıma fırsatı buldu. Bu durum Che'nin savaşcı yanının tekrar canlanmasına yol açtı. Artık başka Latin Amerika ülkelerine gidip halkları örgütlemesi gerektiği kararını vermişti.1965 Eylül'ünde bilinmeyen ülkelere doğru yola çıktı. 3 Ekim 1965'de Fidel Castro, Che'nin ünlü veda mektubunu Küba Halkı'na okudu.

    İlk olarak Kongo-Kinşasa’ya (sonraları Kongo Demokratik Cumhuriyeti) daha sonra da CIA ve Amerikan Ordusu Özel Harekât Birlikleri’nin ortak operasyonu sonrası yakalanacağı Bolivya’ya gitti. Guevara 9 Ekim 1967’de Vallegrande yakınlarındaki La Higuera’da Bolivya Ordusu’nun elinde iken öldü. Son saatlerinde yanında bulunanlar ve onu öldürenler, yargısız infaz sonucu öldürüldüğüne tanıklık etmişlerdir.

    Ölümünden sonra Guevara dünya üzerinde sosyalist devrimci hareketlerin sembolü haline gelmiştir.

    YILMAZ GÜNEYİN HAYATI

                   YILMAZ GÜNEYİN HAYATI
     
     
    Bir sanatci olarak ''Yilmaz Guney'' olarak bilinir.Ama asil adi Yilmaz Putun'dur.Adi,zorluklar karsisinda egilmez,Umutsuzluga
    kapilmaz,yilginliga dusmez ve bas egmez anlamina gelir,soyadi putun ise bir dag meyvasinin kirilmaz cekirdegi demektir.1937
    Yilinda, Adana'nin Yenice Koyunde dogdu.Topraksiz bir koylu ailenin iki cocugundan biridir.Annesi dindardi ve okuma yazmayi
    bilmezdi,babasi ise okuma yazmayi askerde ogrenmisti.Yilmaz Guney 1976'da Kayseri Cezaevindeyken babasini kaybetti.Dokuz yasindan
    sonra hayatini calisarak kazandi.Ilk isi dana gutmekti.Liseyi Adana'da bitirdi.O yillar ((DORUK)) adinda bir sanat dergisi
    cikardi.Sanata cok merakliydi ve hikayeler yaziyordu.1955'te Istanbul'a Iktisat Fakultesi'nde ogrenim gormek icin gitmisti.Fakat
    devam edemedi.1955'te suren tatbikat sonucu birbucuk yil agir hapis ve 6 ay surgun cezasi aldi.Ogrenimi yarida kalmisti.O'nun
    onundaki tek yol,kendisini hayatin okulunda,hayatin kabul ettigi ve dayattigi ogretmenler araciligiyla egitmekti.Oyle yapti
    da...Kitaplar, sinema, is, acimasizlik, hayatin kati kurallari,toplumsal baskilar,kahpelikler,yigitlikler...Karsilastigi zorluklari
    yenmek icin direnmesi ve kararliligi...Ogretmenlerinden biri ZORDUR.Ilk olarak 1961'de cezaeviyle tanismisti.1962 Araliginda
    cezasinin bitimiyle, muhafazakarligi ile unlu, Konya sehrine surgune gonderilmisti.1968'de asker gitti.1970 Nisaninda dondu.1972'de,
    martin 16'sinda devrimcilereyardim ettigi gerekcesiyle tutuklandi.Mahkeme sonucu 10 yil agir ceza hapis ve surgun cezasina
    carptirildi.1974 Eylulunde,bir cinayet olayina adi karisti ve on dokuz yil mahkum edildi.Cezaevindeyken ''GUNEY'' adlibir
    sanat-kultur dergisi cikardi.Onuc sayi sonra sikiyonetimin yeniden gelmesi uzerine dergisi kapatildi ve hakkinda yazdiklarindan
    oturu on ayri dava acildi.Istenen ceza toplami yuzyil idi.1981 Ekiminde izinli ciktigi Isparta cezaevine bi daha donmedi.Sonra
    da yurt disina cikti.1981 Ekimine kadar, yaklasik oniki yilini cesitli cezaevlerinde gecirdi.Bu oniki yil icinde ikisi yari-acik
    olmak uzere onbes cezaevi tanidi.Iltica etigi Fransa'nin Paris sehrinde 1984'te vefat etti


    Asil hapishane insanin kafasinda yarattigi hapishanedir.Hayati sinirlayan hapishane odur ki,ilk firsatta yikilmalidir. Dünyayi
    dahaiyi kavrayabilmek icin...


    ON YIL SUSTUM ARTIK BAGIRMAK iSTiYORUM!

    Ülkemden ayrilmisim, Özgür olmak, Yasamak istedigimden ötürü degil,
    Özgürlük ve demokrasi kavgasina daha etkin ve aktif bir bicimde
    katilabilmek icindir.


    Bir köle olarak yasamaktansa ,
    özgürlük savascisi
    olarak ölmek daha iyidir...


    Insanlari tas duvarlar, demir parmakliklar arasinda terbiye etmeyi, onlarin dusuncelerini onlemeyi dusunen anlayis yikilacaktir

    AHMET KAYA

                                                                                        AHMET KAYANIN HAYATI
     
     
    Ahmet Kaya, Malatya'da beş çocuklu bir ailenin en küçüğü olarak 1957 yılında dünyaya geldi. Mensucat işçisi bir baba, çocuklarını yetiştirmekle yükümlü bir anne ve diğer dört kardeşle birlikte geçen çocukluk... Babası, neredeyse onun boyu kadar olan bir bağlama ile eve geldiğinde mutluluğun bu olduğunu düşünür. Dokuz yaşındadır daha. 24 Temmuz işçi Bayramıâ??nda sahneye çıkarırlar onu, bir daha unutmaz bunu...
    Yaz tatillerinde, ya plakçıda ya da tanıdıkların minibüsünde çalışır.
    'Başar ağabey'yi tutuklanınca Ahmet, küçük bağlaması ile ilk bestesini yapar:
    "Bir Wolksvagen alacağım,
    Adını aâ?¬Ë?Başarâ?? koyacağım" der...
    Ruhi Suâ??nun plaklarını satın alan Ahmet Kaya, bol paçalı pantolonlar giyen uzun saçlı 68â??lilerden etkilenen gençir artık...

    Mensucat fabrikasından emekli olan babası, daha iyi bir yaşam için istanbulâ??a göç eder. istanbul/Kocamustafapaşaâ??ya yerleşirler. Ahmet Kaya'nın ilk izlenim aâ?¬Ë?korkudur.

    Ahmet Kaya, ortaöğrenimini tamamlamaya çalışırken yetmişli yılların toplumsal çatışmalarının farkına varmardı. Ora'dan gelmiş olmanın farklılığını, bu yeni kültür ve yaşam biçimi ile içiçe yaşar. türküler, devrimci marşlar, Ruhi Su ve Zülfü Livaneliâ??den müzikal anlamda etkilendiğini inkar etmez, ama kedi sesini arar. Bütün boş zamanlarda bağlama çalıp şarkılar söyler. ilk bestelerini bugünlerde yapar. Boğaziçi üniversitesiâ??nde bir panelede Ruhi Suâ??yla karşılaşır. Ustayı çok sevse de yetmeyen birşeyler vardır Ahmet Kaya için, bunu ifade etmeye çalışır Ruhi Suâ??ya. Ruhi Su'nun 'Mahsus Mahal' türküsünü kendince yorumlar O'na. Bağlamanın sapını tutan Ruhi Su, 'Böyle bağlama çalınmaz!' der. Oysa Ahmet Kaya asi. Farklı birşeyler yapmak ve kendini aramaktadır. yıllar sonra verdiği ilk resitalin afine 'Bağlama Böyle De Çalınır' 'i spota çıkaracaktı.

    Seksenli yılların başı talihsizliklerle geçer. Evliliği biter, bebeği ondan ayrı büyümeyecektir ve çok zordur. Bu dönem bestelerinin olgunlaştığı dönemleridir bu yıllar. Sadece müzikle kendini ifade eden Ahmet Kaya, 1985 yılına geldiğinde kararını verir. 'Zamanıdır' deyip, oltuğunun altında şarkılarını alıp, Unkapanıâ??nın yolunu tutar. Dinleyenlerin hiçbir kategoriye koyamadığı bu müziğe kimse yüz vermez. Sonraki günlerde arkadaş yardımları ve kendi olanakları ile ilk albümünü yapar. Ama hemen toplatılır. Yapılan itiraz sonuç verir. Olay gazetelere yansır, Ahmet Kayaâ??nın aâ?¬Ë?Ağlama Bebeğimâ?? adlı albümü Danıştay kararıyla serbestir artık!'

    Bu arada. üniversite öğrencileri, dar gelirliler, 12 Eylül darbesinden nasibini almış-çeşitli kesimlerden tutuklu yakınları, türkiyeâ??de demokrasiyi yeniden inşa etmeye kararlı kitle örgütleri, sivil toplum kuruluşları Ahmet Kaya'nın dinleyici profilini oluşturur.

    kısa bir süre sonra ikinci albümü "Acılara Tutunmak" ı yapar. Ahmet Kaya, edindiği toplumsal, siyasal duyarlılıkla üretim yapmaktadır, peşpeşe albümler çıkarmaktadır.
    üçüncü albümü O sıralar tutuklu olan ve idamla yargılanan Nevzat Çelik'in 'şafak türküsü' şiirini besteler, aynı zamanda albümün de adıdır 'şafak türküsü'. üllkenin gündemindeki idam cezaları ve hapishanelerde bulunan binlerce insanın ve onların ailelerinin içinde bulunduğu durumu şarkılaştırmıştır...
    'An Gelir' isimli dördüncü albümünde Atilla ilhan, Hasan Hüseyin ve ülkü Tamer'in şiirlerini besteleyen Ahmet Kaya, yeni arayışlar içerisine girmiş, besteciliği ile ilgili kendisini epeyce geliştirmiştir. ilk üç albümde aranjör olarak kendi çabalarının yanı sıra Sezer Bağcan, Oğuz Abadan gibi isimlerle çalışan Ahmet Kaya, dördüncü albümde Osman işmen ile çalışmaya başlar ve bu beraberlik uzun yıllar sürer...

    Beşinci albümünde ünlü şairlerin yanı sıra yeni bir isimle, Yusuf Hayaloğlu'yla çalışmaya başladı. Hayaloğlu'yla beraberlik, Ahmet Kaya müziğinde uzun ve verimli bir çalışmanın başlangıcını oluşturur. 'Yorgun Demokrat' isimli bu albüm, gerek dönemi gerekse içeriği bakımından yine türkiyeâ??nin toplumsal gidişatına denk düşmüş ve 12 Eylül döneminin etkisini üzerinden atmaya çalışan milyonlarca demokratın durumunu dile getirmiştir.

    Albüm çalışmalarına paralel olarak halk konserleri de yapar Ahmet Kaya. gösterilen ilgi, katılım ve çoşkuya rağmen, ülkenin birçok yerinde aâ?¬Ë?sakıncalıâ?? bir şarkıcıdır artık O. Dinleyicisiyle buluşamamak onu üzmektedir...
    Konserde kendisine bağlamasıyla eşlik eden Ahmet Koçâ??la altıncı albümü olan 'Sevgi Duvarı" nın hazırlıklarına başlar. Can Yücelâ??in aynı isimli şiirini bestelemiş olan Ahmet Kaya, bu albümü aâ?¬Ë?vazgeçilmezlerimâ?? dediği Yusuf Hayaloğlu ve Osman işmenâ??siz hazırlar ve bu arada 'Resitaller' adını verdiği albümde canlı konser kayıtlarını toplar. 'iyimser Bir Gül' adını taşıyan yedinci albümü, türkiye doksanlı yıllara adımını atmış, Ahmet Kaya gündemi ile ülke gündemi yine örtüşmüştür. Yeniden Yusuf Hayaloğlu ve Osman işmenâ?? le çalışmaya başlar. Albümün adı 'Başkaldırıyorum'dur.

    Olgunluk çağında ülkesinin içinde bulunduğu olumsuzluklara, mevcut gidişata ve sistemin hoşnut olmadığı her yanına şarkılarla müdahale etmeye çalışan bir 'muhalif'tir artık...
    Başı, zaman zaman derde girer, birçok yerde konser verememenin yanı sıra albümleri aâ?¬Ë?sakıncalıâ?? bulunup kısmen de olsa toplatılır. Bu sürecin şarkılarına yansıması kaçınılmazdır. Yeni albümün adı 'Başım Belada'dır o yüzden. Ahmet Arif, Atilla ilhan ve Yusuf Hayaloğluâ??nun şiirleri ve şarkı sözleri Ahmet Kaya müziği ile biraraya gelir. Bu arada ağırlıkla türk Halk Müziğiâ??nden örneklerin yer aldığı 'Resitaller 2' adlı albümü yayınlanır.

    Onuncu albümü 'Dokunma Yanarsın' ile birlikte hayatında bir takım değişiklikler gündeme gelir. Bu yeni süreçte de milyonluk satışlara imza atan Kaya, 1993â??te onbirinci albümü 'Tedirgin'i çıkarır. Ertesi yıl çıkardığı 'şarkılarım Dağlara'da hemen hemen tüm şarkı sözlerinin altına da imzasını atar. Albüm, 'Kum Gibi', 'Ağladıkça', 'Saza Niye Gelmedin' gibi parçalarla satış rekorları kırarak Ahmet Kaya diskografisinde ayrı bir yere sahip olur. Toplumsal-kültürel gelişmelerin getirdiği etkileri üretkenliğe çeviren Ahmet Kaya, 1995 yılında onüçüncü albümü 'Beni Bul' u çıkartır.

    Sesinin rengini ve olgunluğunu günün teknik imkanlarıyla yeniden deneyerek, ağırlıkla eski şarkıların yeni düzenledi. 1996 tarihli 'yıldızlar ve Yakamoz' bu arada ortaya çıkar. Bunu, 1998 yılında Yusuf Hayaloğlu ve Osman işmenâ??den oluşan çekirdek kadroyla hazırladığı 'Dosta Düşmana Karşı' izler.

    'Gak Production' isimli bir yapım firması da kuran Kaya, Kent Ozanları isimli çağdaş halk müziği yapan bir grup ve on yıldır asistanlığını yapan Çetin Oranerâ??in albümlerine de yapımcı olarak imza atar.

    Profesyonel süreci boyunca onun müziğine çeşitli isimler bulunmuşsa da Ahmet Kaya, kendisini hep toplumcu-gerçekçi sanat kategorisinde görmüştür. Dünyada aâ?¬Ë?protest müzikâ?? olarak tanımlanan bu türün ülkemizdeki önemli temsilcilerinden olan Ahmet Kayaâ??nın en belirgin ve ayırdedici tarafı, müziğindeki geleneksel motiflerin ve ulusal kültür değerlerinden yola çıkmasıdır. Toplumsal süreçten kopmammış, olmuştur. türkiyeâ??nin siyasal ve toplumsal gidişatına paralel bir müzik seyri izlemiştir.

    türkiye'de her söylediği söz ve şarkısı olay olan Ahmet Kaya hakkında birçok dava açıldı ve kendi deyimiyle emniyetler onun ikinci adresi oldu. Bu baskılara rağmen Kaya, kimliğini hiçbir zaman inkar etmedi ve mücadele etti.

    Kaya hakkında, yurtdışında verdiği konserlerde 'vatana ihanet' suçlamasıyla 3 ayrı dava açıldı. Bu davalardan biri geçtiğimiz günlerde sonuçlandı ve Kaya'nın 3 yıl 9 ay hapis cezası kesinleşti. Diğer iki davada ise, duruşmalara katılmadığı ve ifade vermediği için Kaya hakkında gıyabi tutuklama kararı verildi.

    Kaya'nın çıkardığı kasetlerin bazılarının isimleri şöyle:
    "ağlama bebeğim, tedirgin, acılara tutunmak, şafak türküsü, an gelir, yorgun demokrat, başkaldırıyorum, dokunma yanarsın, adı bahtiyar, başım belada, şarkılarım dağlara, yıldızlar ve yakamoz, beni bul ve dosta düşmana karşı."
    1980â??lerde Nevzat Çelik'in aâ?¬?Penceresiz kaldım anne / Saçlarına yıldız düşmüş, koparma anneaâ?¬? 'şafak türküsü' şiirini türküleştirerek patlama yaptı A. Kaya. Karyerinde aâ?¬Å?Ağladıkçaaâ?¬? isimli türkünün büyük bir yeri oldu. Aram Dinkjianâ??ın bestelediği bu türkü, sanatçıya sağ veya sol görüşlü farketmeksizin milyonlarca dinleyici kazandırdı. Kaya, son olarak Gazeteciler Derneğiâ??nde yaptığı konuşmada aâ?¬Å?kürtçe bir klip çekmek istiyorum ve bunu yayımlayacak bir televizyon kanalı arıyorumaâ?¬? deyince ikitelli medyanın hışmına uğradı ve yüzünden Fransaâ??ya gitmişti.
    16 Kasım günü sabah saat altıda topragından uzakt kalp krizi geçirip öldü.

    O Paris Komünarlarıyla Pere Lachais mezarlıgında yatarken bize duruşu ve sesi kaldı.
     
    April 21

    TEK YOL DEVRİM

                                                                                             DENİZ GEZMİŞİN HAYATI
     
     
    Doğumu : 1965'ten sonra Türkiye'de gelisen gençlik hareketinin en önemli önderlerinden ve Türkiye Halk Kurtulus Ordusu(THKO)'nun kurucu ve yöneticilerinden Deniz Gezmis, 24 Subat 1947'de Ankara'nin Ayas ilçesinde dogdu. Ögretmen bir ailenin çocugu olmasi sebebiyle ilk ve ortaögrenimini çesitli kentlerde, liseyi Istanbul'da okudu.

    Ceza yılları : 2 Mayis'a kadar tutuklu kalan Gezmis, 30 Mayis'ta 6.Filo'yu protesto ettigi için yargilandi ve beraat etti. Ögrenci eylemleri içinde etkinligi giderek artan Deniz Gezmis, 12 Haziran 1968'de Istanbul Üniversitesi'nin isgal edilmesinde önderlik etti. Isgal Konseyi adina IÜ Senatosu ile Baltalimani'nda yapilan görüsmelere katilan ögrenci heyetinin içinde yer aldi; ögrenci haklarinin elde edilip isgalin sona erdirilmesinde etkili oldu. Isgalden kisa bir süre sonra Istanbula gelen 6.Filo'yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmis, 30 Temmuz'da bu eylemlerden dolayi tutuklandi ve 20 Eylül'de serbest birakildi. TIP içinde yogunlasarak, ayriliklara ve tartismalara yolaçan ideolojik sorunlarda Milli Demokratik Devrim(MDD) görüsünü benimseyen Deniz Gezmis, bu görüsün özellikle devrimci ögrenciler arasinda yayilmasinda etkili oldu. Ekim 1968'de eylemlerde birlikte oldugu Cihan Alptekin, Mustafa Ilker Gürkan, Mustafa Lütfi Kiyici, Cevat Ercisli, M.Mehdi Bespinar, Selahattin Okur, Saim Kurul ve Ömer Erim Süerkan'la birlikte Devrimci Ögrenci Birligi(DÖB)'ni kurdu. 1 Kasim 1968'de TMGT, AÜTB, ODTÜÖB ve DÖB'ün baslattigi Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal Yürüyüsü'nü düzenledi. Ardindan 28 Kasim 1968'de ABD büyükelçisi Kommer'in gelisi sirasinda Yesilköy Havaalani'nda düzenlenen protesto gösterileri nedeniyle tutuklandi ve bir süre sonra serbest birakildi. Istanbul Üniversitesi'nde sagci güçlerin 16 Mart'ta girismis oldugu hareketlere ögrenci kitlesiyle birlikte karsi koyan Gezmis , bu eylemi gerekçe gösterilerek 19 Mart'ta yeniden tutuklanarak 3 Nisan'a kadar hapis yatti. Ardindan 31 Mayis 1969'da IÜ Hukuk Fakültesi ögrencilerinin, reform tasarisinin gerçeklesmemesini protesto için giristikleri isgale önderlik etti. Üniversitenin kapatilip, polise teslim edilmesi nedeniyle çikan çatismalarda yaralandi. Hakkinda giyabi tutuklama karari olmasina ragmen hastaneden kaçan Gezmis, Haziran'in sonunda Filistin'e gitti. Filistin'e gitmeden önce 23 Haziran 1969'da TMGT'nin topladigi 1. Devrimci Milliyetçi Gençlik Kurultayi'na kendisi gibi haklarinda tutuklama karari olan FKF Genel Baskani Yusuf Küpeli ile birlikte bir mücadele programi gönderdi

    Üniversite yılları : 1966'da Istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine giren Gezmis, henüz lise ögrencisiyken sol düsünceyle tanisti ve kendini dönemin eylemleri içinde buldu. 1965'te Türkiye Isçi Partisi(TIP)'nin Üsküdar ilçesine üye oldu. Ilk kez 31 Agustos 1966'da Ankara'dan Istanbul'a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik isçilerinin Taksim Aniti'na çelenk koymalari sirasinda isçileri destekleyen ve Türk-Is yöneticilerini protesto eden gösteri sirasinda gözaltina alindi. Ardindan 19 Ocak 1967'de Türkiye Milli Talabe Federasyonu(TMTF) binasinin yedd-i emine verilmesi sirasinda çikan olaylarda yakalandi ve bir gün sonra iki arkadasiyla çikarildigi mahkeme tarafindan serbest birakildi. 22 Kasim 1967'de ögrenci örgütlerinin düzenledigi Kibris Mitingi sirasinda Asik Ihsani ile birlikte ABD bayragini yaktiklari gerekçesi ile gözaltina alinip daha sonra serbest birakilan Deniz Gezmis, Hukuk Fakültesi'nde birlikte okudugu arkadaslariyla birlikte 30 Ocak 1968'de Devrimci Hukuklular Örgütünü kurdu. 7 Mart 1968'de IÜ Fen Fakültesi konferans salonunda düzenlenen AIESEC genel kurul toplantisinda konusma yapan Devlet Bakani Seyfi Öztürk'ü protesto ettigi için tutuklandi.

    Filistin ve idam : 23 Eylül 1969'da Hukuk Fakültesi'nde oldugu sirada haber verilen polislerin de fakülteye gelmesi üzerine teslim olan Gezmis, 25 Kasim'da serbest birakildi. Ancak Yildiz Devlet ve Mühendislik Akademisi'nde Battal Mehetoglu'nun sagcilar tarafindan öldürülmesinden sonra okulda yapilan aramada, ele geçirilen dürbünlü bir tüfegin Gezmis'e ait oldugu öne sürülerek hakkinda yeniden tutuklama karari alindi. 20 Aralik 1969'da yakalanan Gezmis, kendisiyle birlikte tutuklanan Cihan Alptekin'le birlikte 18 Eylül 1970'e kadar tutuklu kaldi. Bundan sonra ögrenci eylemlerinden uzaklasarak, mücadelesini degisik alanlarda sürdürmeyi planladi. Sinan Cemgil ve Hüseyin Inan'la birlikte THKO'yu kurdu. 11 Ocak 1971'de THKO adina Ankara Is Bankasi Emek Subesi'nin soygununu gerçeklestirenler arasinda yeraldi. 4 Mart 1971'de dört ABD'li erin Balgat'taki Tuslog Tesisleri'nden kaçirilmasi eyleminde de bulunan Gezmis, erlerin serbest birakilmasindan sonra Sivas'in Sarkisla ilçesinin Gemerek nahiyesinde Yusuf Aslan'la birlikte yakalandi. 16 Temmuz 1971'de baslayan THKO-1 Davasi'nda TCK'nin 146. maddesini ihlal ettigi gerekçesiyle, 9 Ekim 1971'de idam cezasina çarptirildi. 6 Mayis 1972'de idam edildi